18 Ekim 2012 Perşembe

Kilimanjaro / 5.595 m (Tanzanya, Ekim 2012)


Bir hayalimizi daha gerçekleştirmek üzere Kilimanjaro Dağı’na tırmanmak için can dostlarımız Erdil ve Gülsüm’le birlikt dört kişi Afrika yollarına düştük. Bu bizim için başka bir kıtada, başka bir coğrafyada yapacağımız ilk dağ tırmanışıydı. Aylar öncesinden biletler alındı, uzun araştırmalar ve planlamalar sonrasında vakit geldi çattı.

THY’nin direkt  Darüsselam uçuşu var, biz de biletlerimizi direkt uçuş olarak almıştık. Aslında aktarmalı, beklemeli daha uygun seçenekler bulunabilir ancak biz neredeyse 7-8 ay öncesinde biletimizi aldığımızdan, aşağı yukarı aynı fiyata geleceği için direkt uçmayı tercih ettik.

Kilimanjaro Dağı’na rehbersiz tırmanmak yasak. Öyle kafanıza göre gidip, istediğiniz yerde çadır kurup tırmanış yapamıyorsunuz. Sanırım otorite de yerel rehberlere ve dolayısıyla ülkeye gelir olması amacıyla bunu kontrol altına almış. Yoksa dağın irtifa dışında teknik bir zorluğu yok. Bu nedenle rehberlik hizmeti sunan bir firma ile anlaşmak gerekiyor. Biz de uzun yazışmalar ve araştırmalar neticesinde sıkı bir pazarlıkla yerel bir firma ile anlaştık. Afrika’ya gitmişken sadece dağa tırmanıp gelmek olmazdı tabii ki. Aynı firma ile 3 günlük safari ve üzerine de 4-5 günlük bir Zanzibar programı ekleyerek toplam 17 günlük bir paket olarak anlaştık. Bu şekilde aslında ayrı ayrı bu turları alacağımızdan çok daha uyguna getirmiş olduk.

Kilimanjaro dağı 5.895 m yüksekliğiyle Afrika’nın en yükseği olmakla beraber dünyanın tek başına yükselen (bir sıra dağ içinde yer almayan) en yüksek dağı. Bir çoğumuz gibi Ernest Hamingway’in Kilimanjaro’nun Karları kitabından adını duymuştuk. Şimdilerde pek kar kalmamıştı maalesef.

Bizim için de o güne kadar çıkacağımız en yüksek irtifa olacaktı. Gerek bunun endişesi gerekse de Afrika ile ilgili çekincelerimizle düştük yollara.

Öncesinde Hudutlar Sağlık Müdürlüğü (İstanbul’da Karaköy’de) ile irtibata geçip bölge için zorunlu olmayan ancak gerekli olan Sarı Humma (Yellow Fever) aşısını olduk. Bu aşının 10 yıl geçerliliği var ve ücretsiz. Bir tür sivrisinek yolu ile bulaşan bu hastalık oldukça ölümcül. Zorunlu olmasa da bölgeye gideceklerin mutlaka yaptırması gereken bir aşı. Özellikle Masai Mara, Serengeti gibi Kenya-Tanzanya sınırına yakın bölgeleri ziyaret edecekler için... Diğer taraftan bir de ciddi bir sıtma riski var. Maalesef sıtmanın bu kadar kolay bir çözümü yok çünkü aşısı yok. Sıtma için ancak ziyaret süresince ve dönüşte alınanan bir antibiyotik ilaç ile riskin azaltılması mümkün. Bunun da %100 garantisi yok. En iyisi sineklerin ısırmasını engellemek ama maalesef bunun da bir çaresi yok! Biz de bu durumu bilerek outdoor mağazalarından aldığımız bilumum sinek kovucu sprey, bileklik gibi malzemeler ile ve orada uzun kollu giyinerek kendimizce önlem almaya çalıştık. Fakat Darüsselam’da uçaktan iner inmez sineklerin saldırısına uğradık. Bu arkadaşlar bileklik, uzun kol, pantolon tanımadan ısırıyorlar. Anladık ki sivrisinek sokmasından kaçmanın bir yolu yok. Zaten birkaç gün sonra olayı kanıksayıp pek de takmamaya başladık.

Gece 2 buçuk gibi Darüsselam’a indi uçak. Vize almak için formları uçakta doldurmuştuk. Bir de kart doldurduk inince. Saat 03:40 dı ve Arusha uçağı 6 da idi. Oturduk uçak saatine kadar.  Havaalanı eskiydi. Beklerken bacaklarımızdan sivrisinekler ısırdı bir sürü. Uçak pervaneli küçük bir uçaktı ama uçuş korktuğumuz gibi geçmedi. Arusha’ya Kilimanjaro Havaalanı ‘na 7 gibi indik. Dışarıda tur görevlisi ile buluşup çok eski bir Land Rover’a bindik, otelimize ulaştık. Akşam Arusha‘yı gezmek istedik ancak güvenli olmadığı gerekçesi ile gece gitmemizi tavsiye etmediler. Biz de otelde vakit geçirip dağ için eşyalarımızı toparladık.

Bizi Arusha'ya götürecek uçağımız.

14.10.2012 Pazar
Otelden 8 buçukta ayrıldık ve jip-arabamıza binip Marangu Gate e doğru yola çıktık. Yolda külüstür jipimiz bozuldu, tamirciye kadar başka bir araç çekti bizi. Arabanın tamir edilmesini bekledik bir bakkalın önünde. Şaşırtıcı bir şekilde Ülker ‘in ürünleri vardı bakkalda. Sonra tekrar yola koyulduk. Orman başladı. Yukarılara doğru çıkmaya başladık.

Dışının güzel boyalı olduğuna bakmayın Cip tam bir külüstür. Nitekim yolda bozuldu.

Kapıda kayıt işlemlerini yaptı rehberimiz İdris. Yardımcısı ise Rachidi idi. Tanzanya yarı Hıristiyan ve yarı Müslüman bir ülke. Bizdeki tanıdık isimlere sıkça rastladık.

Dağ tırmanışı boyunca girişten dönüşe kadar dağcıların tüm kamp alanlarında kayıt olmaları gerekiyor.

Rotanın başlangıcı. 
Kilimanjaro için birçok tırmanış rotası var. Biz Maragu'yu seçtik.
Hala kendisini göremesek de Kilimanjaro’nun eteğinde idik. Yemek sırasında İdris bize Swahili dilini öğretmeye başladı J Swahili Arapça ile yerel Afrika dillerinin karması. Swahili adı da Arapça “Sawahili” yani “sahile ait”’den türemiş. Kolay öğrenilen ve tekerleme gibi bir dil. Hatta bazı kelimeler bize oldukça tanıdık. 

Jambo – Merhaba
Jambo mambo – Selamlar
Hakuna matata rafiki! – Problem yok dostum!
Kuku – Tavuk
Nyanya – Domates
Tango – Salatalık
Yayy – Yumurta
Karibu – Hoşgeldiniz, buyrun, bir şey değil.
Asante – Teşekkürler
Nakuenda vapi? – Nereye gidiyorsun?
Habari rafiki? – Ne haber arkadaş?
Yina la kunani? – Adın ne?
Yina nangu Selda..
Çakulaki kizuli – Çok güzel
Viyasi – Patates
Maci – Su
Maci mato – Sıcak su
Maci baridi – Soğuk su
Çakula çamçana – Öğlen yemeği
Çakula çavusiku – Akşam yemeği
Çayi asubuyi – Kahvaltı
Tuta onana badai – Sonra görüşürüz
Nina kupenda – Seni seviyorum
Tikiti maci – Karpuz

Tırmanış için takip edeceğimiz rota.
Yemekten sonra yürümeye başladık. Yağmur ormanının içinden yavaş yavaş yükseldik. Çok gizemli idi orman hafif sis vardı.. Yaklaşık olarak 3 saat yürüdük. 2 de başlamıştık yürümeye, 5 te MANDARA HUTS (2.700 m)’a ulaştık. Orman içinde uzaktan mavi maymunları gördük. Begonyalar ağaç gibiydi. Bir sürü farklı ve güzel çiçek vardı etrafta. Geç kaldığımız için 4 kişilik kulübede (hut) yer kalmamış. Tanımadığımız 4 kişi ile ranzalı büyük odada kaldık.

Orman içinde küçük kulübeler vardı burada. Gittiğimizde sisliydi hava etrafı pek göremedik. Yemek ortak alanda yeniyor. Büyük masalar var ve yukarı çıkan tüm grupların rehberleri masalara yemekleri getiriyor. Kalabalıktı ortak alan. Akşam yemekte çorba, balık, makarna vardı, güzeldi. Yemekten sonra 8 gibi yatmaya gittik biz de. Odadaki diğer kişiler yatmışlardı. Onları rahatsız etmemeye çalışarak yattık. Oda irtifanın da etkisi ile gaz ve toz bulutu halinde idi J.   

Mandara Huts. Bu kulübelerde yer olmadığı için kalmadık.
15.10.2012 Pazartesi
Sabah kimse kalkmadan, galiba 5 buçuk gibi, gün doğarken kalktım. Hava açmıştı, kuşlar deli gibi ötüyordu. Kahve sularımızdan sonra, sıcak sularımız da geldi. Bu su ile el yüz yıkanıyor. İlk seferinde böyle bir hizmet çok garip geldi ama sonrasında alıştık.

8 çeyrekte yürüyüşe başladık. Odadakiler bizden sonra kalktılar ama bizden önce hazırlanıp çıktılar, gıcık olduk J Kalabalık bir grup vardı önümüzde, onları geçip hızlı bir şekilde yürüdük. Dağın bu bölümü yağmur ormanlarından oluşuyor ve orman içinde endemik canlı türleri, özellikle buraya has maymunları görmek mümkün.

Yağmur ormanındaki sık bitki örtüsü sebebiyle, güneş ışığı bile güçlükle sızıyor.
Yağmur ormanı sonrasında makilik alan başladı. Çok rahat bir patikadan yürüyorduk. Ormandan çıkınca ilk önce Mawenzi zirveyi ve sonra sonunda açık hava Kili (Burada kısaca Kili deniyor J) zirveyi gördük.
Yukarılara doğru bitki örtüsü de değişti. Öğlen bir piknik alanında yemek yedik. Etrafta küçük dağ fareleri vardı. Kocaman kargalar alışmışlar artık yemeklere, Erdil’in attığı kemikleri kapıp götürdü.

Patikaların dışına çıkılmasına izin verilmiyor yürüyüş sırasında. Hem doğayı bozmamak hem de vahşi hayvanlardan turistleri korumak için, özellikle orman içinde. Saat 1 buçuk gibi HOROMBO HUTS (3.700 m) da idik.

İçtiğimiz sarımtırak su elimizde, Horomba'dayız.
Dağda su kaynağı yok gibi. Olan da sarımtırak bir renkte. Çay, çorba v.s. ile içilmediğinde açık bir çay renginde. Suyun çok sağlıklı olmayacağını, içinde bağışık olmadığımız bakteriler olabileceğini düşünerek yanımızda getirdiğimiz klor tabletleriyle arıtarak içiyorduk. Bu şekilde hem rengi sarı hem de klor sebebiyle berbat bir koku ve tada sahip bir su ortaya çıkıyordu. Yüzlerimizi buruşturarak içmeye gayret ettik. Yüksek irtifada en önemli şey bol sıvı almak. Bunun bilinciyle iğrenerek de olsa bu bol klorlu sudan içmeye çalıştık tırmanış boyunca. Bu sebeple de aslında yeterince sıvı alamadık.

Horombo'daki 4 kişilik kulübemiz.
Yürürken hep POLE POLE diyorlar, yavaş yavaş demek. Bir de Kili şarkısı öğrettiler bize, İdris ve Rachidi yazdırdılar. Bu şarkı hala zihinlerimizde.

🎵🎵🎶🎶🎵🎵
Jambo (Merhaba)
Jambo bwena (Merhaba bayım)
Habari gani?(Nasılsın?)
Mzuri sana ! (Çok iyiyim)
Wageni, mwakaribishwa (sevgili konuklar, hepiniz hoş geldiniz)
Kilimanjaro
Hakuna Matata (sorun yok)
Tembea pole pole (yavaş yürü)
Hakuna matata
Tutafika Uhuru  (Uhuru zirvesine ulaşacağız)
Hakuna Matata
🎵🎵🎶🎶🎵🎵

Bu şarkıyı söyleyip, dans ederek 2700 mt den 3700 mt ye çıkmış olduk.


16.10.2012 Salı
Bugün aklimatizasyon günü. Zebra Kayalığına kadar 3 saat boyunca yürüdük.

Zebra Rocks.
Kayaların üzerinden akan sularla siyah çizgiler oluşmuştu kayaların üzerinde; tam arkadan görünen bir zebra gibiydi kaya. Uzaktan bulutlarla kaplı dağı gördük. Genelde sabahları açık oluyor zirve, öğleden sonra kapanıyor. 4000 m’lere kadar çıktık. Etrafta endemik tenacio ağaçları var.  

Buraya özgü ilginç Tenecio bitkisi.
Yürüyüş sonrası kampa geri döndük Biraz karşı tepelere yürüyerek, biraz da kitap okuyarak akşamı ettik. Muhteşem gün batımını izledik. Güneş battıktan sonra ortalık buz kesiyor. Mecburen tulumlarımıza girip, zirve hayalleriyle uykuya daldık.

17.10.2012 – 18.10.2012 Çarşamba – Perşembe
6 buçuk gibi kalkıp hazırlandık yola çıkmak için. 8 buçuk gibi yola çıktık. Bugün hava açıktı ve Kiliyi tüm heybetiyle görebildik. Kilimanjaro neredeyse 6.000 metreye erişen yüksekliğine rağmen oldukça yayvan, yatık bir dağ. Bu nedenle de taban alanı çok çok geniş. Uzaktan çekilen fotoğraflarda bu yatıklık sebebiyle dağın ihtişamı tam belli olmuyor ancak dibindeyken o kadar büyük bir kütle olduğunu fark edebiliyor insan.

Arkadamızda Kili. Hala o kadar uzakta ki buradan bakınca pek bir şeye benzemiyor :)
Yine yavaş adımlarla geçen yürüş sonrasında 5 saat içinde KIBO HUTS (4.700 m)’a ulaştık. Yolun yarısında makilik arazi bitiyor ve tundra başlıyor. Eşyaları taşıyan yerliler geçiyor yanımızdan. Aşağı inen insanlarla da karşılasıyoruz. Habire açık taşlık bir arazi. Yağmur ormanlarından sonra burada yeşil bir şey görmek mümkün değil. Mawenzi’nin eteklerinden Kilinin eteklerine doğru yürüdük genelde tatlı tatlı yükselen bir yolda.

Arkadamızda Mawenzi zirvesi. Çok güzel bir zirve fakat tehlikeli olduğu için tırmanış yasak.
Kibo’da hut 12 kişilikti, küçük hut yok. Bir binayı odalara bölmüşler ve bir sürü ranza koymuşlardı. Odada 11 kişiydik. 4 fransız, 3 polonyalı ve biz. Eşyaları düzenleyip (uyku tulumları, gece giyilecek kıyafetler vb.) yemek yedik. 

 
Kibo Huts (4.700 m)
Güneş batınca hava bir anda feci soğudu.
Kibo'da gün batımı ve fonda muhteşem Mawenzi zirvesi.
Akşam 7 gibi erkenden yattık. 22.30’da kalktık. Marangu parkurundan zirveye yolculuğumuz başlıyordu. Dışarıda hava çok güzeldi. Rüzgarsız, pırıl pırıl.. Milyonlarca yıldız vardı.

23.30’da yürüyüşe başladık. Dik olmayan rahat bir parkurda yükselmeye başladık. 5.200 civarında mola verdiğimizde pat diye kusmaya başladım. Öncesinde hiçbir belirtisi yoktu oysa ki; elim ayağım kesildi.  Rahatladım ve yürümeye devam ettim. Rehber İdris en azından Gilman’s Point (5.685 m)’e kadar çıkmamızı söyledi. Güçten düşmüştüm ama, yukarıdaki insanların kafa lambalarını görünce ok dedim oraya kadar çıkabilirim. Gilman’s Point aslında epey yukarıda imiş. Kayalardan, büyük basamaklı eğimi fazla olan bir rotadan çıkarak 4 buçuk gibi Gilmans’a ulaştık. Çok yavaş yürüyorduk. Orada biraz dinlendik. İdris buradan Uhuru’ya bir şey kalmadı artık, çok yakın dedi. Fena hissetmiyordum, zaten bu noktadan sonra da dönülmezdi artık, dik tırmanış kısmı bitmişti dağın.

Kraterin etrafından, buzulları ve gün doğumunu seyrederek 2 buçuk saatte UHURU (5.895 m)’ya ulaştık. Yol yürü yürü bitmiyordu J Sabah 6 gibi zirvede idik. Önder dışında hepimiz yamulduk. O gayet sağlamdı. Gün doğunca ben daha iyi hissetmeye başladım. Son iki gündür doğru dürüst su içememiştik. Biraz susuz kaldığım için olmuş olabilir mide bulantısı. İlaçla arıtmaya çalıştığımız suyun tadı çok kötüydü çok az içebildik. Yukarıya şişe suyu da taşınmıyordu.

 
Zirveye yaklaşırken, gün artık ağarıyordu. 5.800'ler civarı. 
Son metreler artık. Arkada tarafta kalan son Kilimanjaro buzulları.
Maalesef burası da küresel ısınmaya yenik düşmüş.
Zirve inanılmaz rüzgarlıydı ve çok kalabalıktı. Hızlıca fotoğraf çektirdik. Kalabalık ve şiddetli rüzgar nedeniyle bir tane bile eli yüzü düzgün fotoğrafımız olmamış zirveden L

 
En iyi fotoğrafımız :)
Artık gün tamamen ağarmış.


6:45 te dönüşe geçtik. Saatlerce çıktığımız bu yolu 2 buçuk saatte indik. Çarşaktan, çıktığımız yerden farklı bir yerden çok hızlı bir şekilde indik. İniş çok eğlenceliydi. Zirveyi yapmış olmanın keyfine diyecek yoktu. 9 civarında Kibo’ da idik. Biraz dinlendik.

12’ ye doğru eşyaları toparlayıp Horombo’ya inmeye başladık. Yine 2 buçuk saat civarında çıkışımızın tersine oldukça hızlı bir şekilde indik. Kampa ulaştığımızda ayaklarım zonkluyordu. Kulübemize yerleştik. Yorgunluktan ve uykusuzluktan acayip uyumuşuz, daha doğrusu sızmışız.

Zirve sonrası keyifler yerinde :)
Yazar: Selda Sarıkaya

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder