12 Haziran 2016 Pazar

Emler Güneybatı Yüzü Tırmanışı / 3.723 m (Haziran 2016)

     1.Gün (11 Haziran) : Sokullupınar’dan Karayalak Vadisi ve 15.00'da Kamp yerine ulaşım
       2. Gün (12 Haziran): 04.00’de hareket 07.05’de zirve, 08.30’da kampa dönüş, 14.00’de Sokullupınar’a dönüş

Teknik malzeme: 30 metre yarım ip, perlonlar, yardımcı ipler, kask (zirve öncesi son 20 metrede ip açıldı)

Kamp Yeri: Karayalak Vadisi Kızılkaya altındaki kamp yeri

Ekip: Önder Sarıkaya, Mesut Saban, Olgu Köse

Zorluk: III, III+ kaya tırmanışı

Süre:  Vadi tabanından 3 saat. Dönüş klasik rotadan 1 saat

1.Gün:

Üyesi olduğum İstanbul Dağcılık Kulübü’nün eğitim grubu ile beraber Mayıs’taki Dedegül tırmanışından sonra ikinci zirve faaliyeti için Aladağlar’a gittik. Can liderliğindeki 7 kişilik eğitim grubumuz klasik rotadan Emler zirve yapacaklardı. Aladağlar’a bu kadar yol gelmişken tekrar klasik rotadan Emler yapmak yerine değişik ne yapabiliriz diye düşündük. Ekipten ayrı olmamak adına Karayalak vadisi civarında aynı bölgede bir rota olmalıydı. Aynı zamanda diğer ekibi bekletmemek adına kısa bir faaliyet de olmalıydı. Bu nedenle Kızılkaya opsiyonunu rafa kaldırdık. Nisan ayında yaptığımız Karasay, Eznevit faaliyetinde gözümüze kestirdiğimiz ve Tunç Fındık’ın yeni Aladağ’lar kitabında da yer alan Emler güneybatı yüzü rotasına girmeye karar verdik. Rota direkt kamp alanından başlıyor, ortalama 2-3 saat sürüyor ve nispeten kolay görünüyordu.
İlk gün Karayalak vadisinden yürüyüşle Çelikbuyduran’a gelmeden Kızılkaya’nın hemen altındaki 6-7 çadırlık kamp alanında kampımızı kurduk. Saat öğleden sonra 3 civarı olmuştu. Çadırlarımızı kurduktan ve bir şeyler atıştırdıktan sonra biraz sohbet muhabbeti takiben tabiri caizse kaşındık. İstanbul’da Selda ile konuştuğumuz üzere buraya kadar çıkıp kamp atmışken yükseklerden bir yerden günbatımını izleyecektik. Neresi olabilir diye düşünürken Karasay zirveye çıkmayı kararlaştırdık. Saat 17:30 civarı beş kişilik küçük bir ekiple Karasay belini aşarak 19:00’da zirveye ulaştık. Belde hala kar vardı ve çok sevimsiz kaygan, cıvık bir hal almıştı. Zirvede çok güzel bir manzara eşliğinde fotoğraf çektirip güneşin batmasını bekledik ancak planlanandan erken çıkmıştık ve biraz üşüdük bu nedenle tam gün batımını beklemeden dönüşe geçtik. Çadırlara döndüğümüzde hava tamamen kararmıştı. Akşam yemeği için makarnayı yapmaya üşenip direkt dinlenmeye geçtik.

2.Gün:

Gece 03:20’de uyandık. Planlandığı gibi 04:00’de ekipler tırmanış için hazırdı. Klasik rota ekibimiz, Can liderliğinde Çelikbuyduran tarafına doğru yürüyüşe geçti. Ben, Mesut ve Olgu ise güneybatı yüzünün dik, slab kayalarına doğru sol tarafa, kuzeybatı yönünde ilerlemeye başladık. Diğer ekiple ayrılırken, Can ile saat başı telsizden durumları haberleşmek üzere anlaşmıştık. Hedefimiz aynı anda zirvede buluşmaktı. Dik ve slab kayaları süratli bir biçimde tırmanmaya başladık. Burada aslında rota altında kaya üstü çarşak setler görünüyordu ancak korktuğumuz başımıza gelmedi. Slab yüzeylerin üzeri genelde temiz kayaydı ve bu da hızlı ve problemsiz yükselmemizi sağlıyordu. Rota ile ilgili olarak Tunç Fındık’ın kitabındaki foto üzerine elle çizim haricinde hiçbir bilgi bulamamıştık. Biraz da bir keşif rotası olacaktı bizim için.

- Emler Dağı'nın Karasay zirvesinden görünümü. Kırmızı hat bizim ilerlediğimiz rotayı, Mavi hat ise klasik rotayı gösteriyor. Doğru rota olduğunu düşündüğümüz hat ise yeşil renkli.

Kitaptaki fotoğrafta da rota tam belli değildi. Bir sürü kulenin hangisinin arasından gireceğimizi tam kestiremedik. Büyük kule setlerinin altına geldiğimizde arka tarafta bir sırt gördüm ve bakmak için tırmandım. Ancak bu sırt hiçbir yer bağlanmıyordu ve önünde de kocaman bir korniş vardı. Aşağıya baktığımızda çok fazla sağa doğru gelmiş olduğumuzu fark ettik. Buradan yan geçişler ile batı yönüne doğru ilerledik.

 
- Rota tabanından yükselirken
Yan geçişlerde kar oldukça sertti ve botun girmediği, sadece kenarının tutabildiği tedirgin geçişler yaptık. Bu arada önümüze iki dik kule arasında bir kulvar göründü. Kulvar oldukça dik bir baca ve içerisi ise donmuş şelale ve cam buzdu. Kramponlarımız olmadan buraya girilmez dedik. Tekrar yan geçişlere devam ettik. Yine iki dik kule arasında bir diğer kulvar görmüştük. Burasının da içi kar doluydu ancak diğerine göre mantıklı göründüğü için buraya girmeye karar vermiştik. Bu yan geçişler bize biraz vakit kaybettirmişti. Kulvar içerisinde sert karda yükseldik. Çok dar bir bacamsı geçide geldik buradaki kayaların üzeri buz ile kaplıydı, sol taraftaki dik kayalardan akan su da donmuş bir şelale halini almıştı.


- Kulvarın sonundaki dar miks bölümde tırmanış
        
Biraz problem yaşasak da buradan tırmandıktan sonra dar geçit geniş bir kulvara açılmıştı. Biz de 3600 metre civarına ulaşmıştık. Can ile telsiz bağlantısı kurduk ve onların zirveye ulaştığı
haberini aldık.

- Dar kulvardan sonraki geniş alan. Karşıda zirve kuleleri. 

Bu arada önümüzde kulvar sonunda yine yan yana dik kaya setleri görünüyordu. Zirvenin ne tarafta olduğunu kestirmeye çalışarak kar kulvarında iz açarak yükseldik. Can ile tekrar telsizle haberleştik ve zirveden bizi görüp görmediklerini sordum. Zirveden bağırdılar ve biz duyduk; oldukça yaklaşmıştık. Kar kulvarının kaya seti ile kesiştiği bir sırta ulaştık. Bu sırtın sol tarafında daha kolay bir çıkış olduğu gördük. Muhtemelen doğru çıkış rotası bu kulvar. Biz kendi kendimize işimizi zorlaştırmıştık. Belki yeni bir rotadan bile çıkmış olabiliriz. Kaya setlerine ulaştığımızda klasik rotadan zirveye çıkan arkadaşlarımızı gördük. Artık zirveyle önümüzde son 50-60 metrelik kaya seti duruyordu.

- Zirveye ulaşmak için III,III+ tırmanış gerektiren son 50 metrelik bölüm. 

Kaya setlerini hızlıca tırmanmaya başladık. Önden ben girdim. III, III+ zorlukta, çürük, emniyet imkânı olmayan boşluklu bir tırmanış. Buradan düşme halinde kar kulvarıyla beraber rotanın en dibine kadar inmek olası. Tırmanış çok zorlu değil ancak bu stres rotayı en az 1 derece daha zorlaştırıyor. Hamleleri yaparken insan bir kez daha düşünüyor.

- Zirve yolunda tırmanış.
Ayrıca hava çok soğuk ve eldivenle tırmanırken kendimi rahat hissetmiyorum. Ellerim donsa da eldivenimi çıkarıp tırmanışa devam ediyorum. Kaya da buz gibi, ellerim kısa sürede hissizleşiyor. Rotada asıl tehlike çok fazla uzaktan seçilemeyen, kayalar üzerinde akan suların donmasıyla oluşmuş cam-buz tabakalar. Yakına gelene kadar çok fazla ayırt edilemiyor ancak üzerine basılması ya da elle tutulması durumunda rotadan sizi uçurabilir.

- Yelken kayanın solu geldiğimiz kulvar, sağ tarafı ise doğru olduğunu düşündüğümüz daha kolay rota.

Yükseldikçe artık Can’lara daha da yaklaşıyoruz. Rotanın aradaki bir 10 metresi gerçekten stresliydi. Bu tabakasından kaçayım derken çok fazla sola doğru gittim. Sol tarafım da uçurum oldu. O boşlukta dansöz edasıyla kıvrılarak artık ayakta duramasam da oturabileceğim, çarşak bir sete geldim. Artık zirveye birkaç adım kalmıştı. Bu arada arkamdan gelen Mesut ipi açmamı söyledi.

- İp açtığımız son 15-20 metrelik bölüm. Ben zirvenin 3 metre altındayım.

Yukarıdan açtığım ipi Olgu’ya kadar ulaştırdık. Ellerim artık neredeyse tamamen donduğu için ipi açmam ve düğüm atmam çok zor oldu. Emniyet alabilecek sağlam bir kaya babası v.s. aradım ama nafile. Emniyet kemerlerimiz olmadığından, zirveye kadar yükselip zirvenin arka yamacı tarafında, Can’ı da yardımcı iple kendime bağlayarak belimden emniyette tırmanmalarını bekledik. Mesut ve Olgu da bir süre sonra problem yaşamadan zirveye ulaştılar. Bu arada yukarıdaki çarşaklı setten birkaç tane sağlam kaya yediler. Bir tanesi Mesut’un yeni aldığı ve ilk defa kullandığı kaskını tam ortasına çaktı. Tekrar değişmesi gerekecek J

- Tüm ekip zirvede buluştuk :)

Zirveye ulaştığımızda saat 07:05’ti, diğerleri saat 6’ta zirveye ulaşmışlardı ve son bir saattir soğukta bizim çıkmamızı bekliyorlardı.
Onlara daha fazla eziyet etmeyip önden inmelerini söyledik. Biz de Emler’in muhteşem manzarasında fotoğraflarımızı çektikten sonra hızlıca klasik rotadan inişe geçtik. Tam kampın yakınında bizimkileri yakaladık. Böylece aynı anda faaliyetleri bitirmiş olduk. İyi zamanlama !! Hemen kampı toplayıp vadiden aşağı yürüyüşle Sokullupınar ve İstanbul’a dönüş. Kısa sağlam, stresli ama bir o kadar da zevkli bir tırmanış oldu.  

- Rotanın dağın altından görünümü.

Notlar;
-          Aladağlar’da Haziran ayında ve bunun gibi bilinmeyen bir rotaya girerken mutlaka kazma, krampon ve ip bulundurmak gerekiyor. Kazma, kramponumuz olmadığından sert karda güvensiz ve yavaş ilerledik.
-          Rota çıkışında biz çok sağa kaymışız. Hâlbuki en sol sırta yakın kulvardan ilerlemek gerekiyor.
-          Zirveden önceki son tırmanışta ciddi taş düşüyor ve kayalar çürük. Emniyet imkânı yok.
-          Telsiz çok işimize yaradı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder