1 Nisan 2018 Pazar

Iztaccihuatl (5.230 m) / Meksika





20 gündür Meksika’dayız. Sonunda dağların olduğu bölge olan Puebla’ya geldik. Bu bölge yakınında Meksika’nın en yüksek üç dağı bulunuyor. Citlaltepetl (Pico Orizaba-5.636 m), Popocatepetl (5.426 m), Iztaccihuatl (5.230 m). Güney Amerika gezimiz boyunca gittiğimiz ülkelerde dağa da tırmanmak istediğimizden bu bölgeye gelince araştırmaya başladık. Evinde misafir olarak kaldığımız Luis turizm işleriyle uğraşıyor ve dağlara da meraklı. Ondan dağlar hakkında bilgi aldık. Zaten ikinci yüksek dağ olan Popocatepetl halen aktif bir yanardağ olduğu için çıkış yasakmış. Geriye iki seçenek kalıyordu. Luis, haftasonu 2 günlüğüne gidersek bizimle gelebileceğini ve evdeki fazla malzemelerini de bize ödünç verebileceğini söyledi. Böylelikle her şey daha da kolay olacaktı. Ayrıca havalar son birkaç gündür kötü gidiyordu ancak haftasonu iki gün açık gösteriyordu. Pico Orizaba’ya iki günlüğüne çıkmak hem irtifa hem de dağa ulaşım zorluğu sebebiyle zor olacaktı. Biz de rotamızı daha yakın olan Izztaccihuatl’a çevirdik. Luis’’in durumu net değildi ve Cuma akşamı “Tamam yarın gidiyoruz!” deyince apar topar çantalarımızı tırmanış için hazırladık. Luis bir de bizi götürüp getirecek araç ayarlamıştı. Yoksa 4 ayrı minibüs değiştirilerek gidilebiliyor.

Meksika’daki sömürge öncesi döneme ait yerlerin isimlerinı söylemek, hatırlamak ve yazmak çok çok zor. Izztaccihuatl da bunlardan biri. Uzaktan şekli uyuyan bir kadına benzediği ve zamanında tepesi buzullarla kaplı olduğu için eski Nahuatl (Günümüzde halen 1.5-2 milyon kişi bu dili konuşuyormuş) dilinde “Beyaz Kadın” anlamına gelen Iztaccihuatl adı verilmiş. Hemen karşısındaki “Tüten Dağ” Popocatepetl ile de kavuşamayan iki aşığı konu alan sonu hüzünlü bir efsanesi de var.

31 Mart Cumartesi:

Sabah Luis’in ayarladığı araç 10’da bizi almaya geldi. Dağ için kaz tüyü ve dağ botu dahil tüm giyim eşyalarımızı yanımızda taşıyorduk. Sadece kamp ve teknik malzemelerimiz yoktu. Luis bize krampon, uyku tulumu, mat, baton verdi. Kazmaları da kiralayacaktık. Araç önce Cholula tarafında güzel asfalt yollardan devam etti ancak sonra kötüleşen toprak yollara girdik orman içinden giden. Araç binek araç olduğundan bazı yerlerde saplandık. İte kaka kurtardık aracı birkaç kere. İlginç bir coğrafya. Neredeyse 4000 mt lere kadar çam ağaçları var. Şoförümüz yolda biraz basınca Paso de Cortes’deki Milli Park girişine 2 saatte geldik. Milli Park giriş ücreti  3 kişi için 2 günlük toplam 207 peso. Hava bir anda serinledi. Zaten gün boyunca hava kapalıydı ve ara ara da yağmur yağıyordu. Milli Park giriş ve kayıt işlemlerimizi tamamladıktan sonra yine araçla bir yarım saat daha gidip yürüyüşe başlayacağımız 3.950 m’deki La Joya bölgesine geldik. Buradan kazmalarımızı kiraladık. 2 tanesine toplam 300 peso ödedik. Saat 14.00 olmuştu vakit kaybetmeden yürüyüşe başladık. Aşağılarda yağan yağmur burada kara dönmüştü. Epey serindi hava. Yukarıdan bir sürü insan geliyordu. Genelde yürüyüşe ya da gezmeye gelmiş tipler. Dağdan gelenler ise az da olsa vardı. Bazıları fırtına yüzünden geri dönmüş, zirve yapamamış. Hatta bir grup zirveye 50 metre kala dönmüş. Biz de hava daha kötü olmaz inşallah diye dua ederek yükseldik. Yol, kamp yüküyle yürümek için biraz uzunca. 

Güzel manzaralar eşliğinde yükseldik.
Dağda su da yok. Bu nedenle çantamızdaki suların da ağırlığıyla yavaş yavaş yükseliyoruz. Bu arada 4.000 metreleri geçiyoruz. 1 senedir dağa gitmedik, aklimatizasyonumuz yok ve bir anda 4.000 metrelerden ağır yükle yürümeye başladık. Bir yandan havanın açıp açmayacağı, bir yandan da yüksekliğin problem yaratıp yaratmayacağı endişeleriyle kamp alanına doğru beklediğimizden iyi bir tempoyla yürüdük. 

Kılıçlar kuşanılmış. Dağı fethetmeye hazırız. :))
Yol boyunca 4 tane kapıdan (geçit) geçiliyor. Buralara dağda ölenlerin anısına haçlar dikmişler ve üstlerinde de isimler yazıyor. Yol hep yükseldi. Bazı yerleri oldukça dikleşiyordu. Dağ evine ulaştığımızda saat 5 gibiydi. İyi bir tempoyla gelmiştik. İrtifa da henüz bir dert açmamıştı başımıza. Dağ evinin yüksekliği 4.700 metre. Bir günde 2.700 metre irtifa almıştık.

Dağ evi küçük ancak kullanışlı. 3 lü ranza sistemi ve ortada küçük bir mutfak bölümü var. İçinde bir sürü insan vardı. Biraz üşümüştük içerisi oldukça sıcaktı, çadırı kurmadan burada biraz ısındık. Dağ evinde mi kalsak diye düşündük ilk önce Luis’in yazlık çadırını görünce J 
Yazlık çadırımız ve muhteşem gün batımı. Zirve için hazırız.
Fırtına çıkarsa mümkün değil bu çadırın dayanması. Aynı zamanda tulumlar da yazlıktı. Biraz üşüdük gece ama neyse ki kaz tüyü montlarımız imdada yetişti. Bir de bu seyahate çıkarken iç tulum almıştık. Hem daha sıcak tutması hem de hijyen sağladığı için oldukça faydalı bir malzeme. Çok konforlu olmasa da bir şekilde sabahı ettik. Bu arada gece boyunca gümbür gümbür pompa patlaması gibi sesler duyduk. Önce gök gürlüyor sansak da gece hava açmıştı. Daha sonra karşı komşumuz Popocatepetl Dağı’ını duman püskürtme sesleri olduğunu anladık. Bu dağ aktif bir yanardağ. Ne zaman olacağı bilinmese de her an tekrar patlayabilirmiş.
Bulutlara dokunmak...
1 Nisan Pazar:

Bu gece saatler ileri alınmış. Yeni saate göre 3, eskisine göre 2 de kalktık. Giyinip dağ evinin içinde bir şeyler atıştırdık. Gece hava tamamen açmıştı. Muhteşem bir gökyüzü ve dolunay altında yürüyüşe başladık 4 gibi. Önce dik bir patika ile başlıyor yol. Sonra  biraz Mont Blanc grand kulvarı andıran 150-200 metrelik kaya etapları açılıyor. Kayaların üzerine kar yağdığı ve bazı yerler buz tuttuğu için bu kısımlar biraz uğraştırıcı ve tedirgin edici oldu. III, III+ vardı bazı bölümler. Kaya etabı bittikten sonra bir tepenin tam üstüne çıkıyor rota.

Kaya etabının bitiminde mola.

Soğuktan yüzü gözü sarmaladık. 
Rota boyunca farklı zeminlerden geçiliyor. Birkaç kez buzul geçişi var
ve buralarda krampon kazma kullanmak gerekli.
Muhteşem gün doğumu ve ufukta 5.636 metrelik Citlaltepetl.
Ne kadar küçük olduğumuzu bir kez daha anlıyoruz.
Sonra buradan alçalıp başka bir tepeye, oradan alçalıp tekrar başka bir tepeye çıkmak gerekiyor. Dağda en sinir bozucu durumlardan biri devamlı irtifa kaybedip tekrar çıkmak ve zirveye yaklaştık zannederken arkada tekrar yeni bir tepeyle karşılaşmak. Bu şekilde 4 farklı tepe aşarak saat 9 gibi yalancı zirveye ulaştık.

Yalancı zirve (küçük zirve)
Asıl zirve... 5.230 m. Karşıdaki karsız tepe küçük zirve.

Burası da esas zirve değildi. Luis burasının da zirve sayıldığını kimsenin gerçek zirveye gitmediğini söyledi. Biz buraya kadar gelmişken gitmek istedik. Bunun için tekrar bir 100 metre alçalıp, büyük bir buzul platosunu aşıp yeniden tırmanmak gerekiyor. 15-20 dk sonra da esas zirveye ulaşmıştık. Yol boyunca rota oldukça değişkendi. İlk etaplarda kaya sonra, kum, çarşak, sonra tekrar kaya ve boşluklu yan geçişler, sonra buzul, buzul çatlakları v.s.… Zirvesinde is buzul yok bu dağın. Yıllar önce erimiş maalesef.

Rota biraz yorucu idi. Bunda bu irtifaya tam aklimatize olmadan çok hızlı bir şekilde çıkmamızın, uzun süredir dağa gitmememizin de etkisi vardı sanırım. Tüm bunlara rağmen bir şekilde zirveye ulaşmayı başarmıştık.

Dönüş yolunda.
Karşıda 5.426 metrelik aktif yanardağ Popocatepetl.
Dönüşte yine in çık tüm tepeleri tekrar aştık. Yan geçişler, kılçıklar, rüzgar, bir de tam tepemize yükselen yakıcı güneş derken 1 civarında dağ evinde idik. Sabah ilk çıktığımız kaya etaplarını geri geri inerken nasıl çıkmışız buraları gece gece diye de düşünmeden edemedik. Burada inişte ip açmak mantıklı olabilir. Biraz dinlenip üstümüzü değiştirdik. Çantaları ve çadırı toplayıp inişe geçtik 2 gibi. 4 te aşağıya indik. Yorgunluk ve sıcağın da etkisiyle dönüş yolu bitmek bilmedi. Tüm tırmanışın en sevimsiz bölümü bu kampı toplayıp aşağı inmesi kısmı kesinlikle.

Öyle böyle derken Meksika’da bizim Ağrı’dan 100 m daha yüksek bir dağa çıkmıştık. Bir başka dev gölge, bir başka muhteşem gün doğumu daha… Anı defterimizi süsleyecek muhteşem iki gün…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder