• Önder

Yüksek İrtifa ve Yüksekliğe Uyum (Aklimatizasyon)

En son güncellendiği tarih: 15 Eki 2019

En baştan hemen belirtelim. Bu yazıyı gözünüzü korkutmak, sizleri dağlardan, yüksek irtifadan soğutmak için yazmadık. Yüksek irtifa ile ilgili bildiklerimizi, eğitimlerimizi, yıllar içinde şahit olduğumuz olaylara bağlı tecrübelerimizle de birleştirerek kapsamlı bir yazı haline dönüştürmeyi ve sizlerle paylaşmayı istedik. Bulunduğumuz gruplarda birçok kişinin yüksek irtifa hastalığı sebebiyle çok zor durumda kaldığını, tonla para verip, zaman harcayıp, efor harcayıp katıldığı bir dağ/yürüyüş faaliyetini bu sebeple tamamlayamadığına şahit olduk. Bunun da en önemli sebeplerinin yüksek irtifa etkilerinin tam bilinmemesi ya da bilinse de hafife alınması olduğunu gözlemledik. Gerçekten hiç yüksek irtifada bulunmamış bir kimseye yüksek irtifada olanları anlatmak, o durumu hissettirebilmek oldukça güç. Elimizden geldiği kadarıyla anlatmaya çalışacağız.


Bu yazıda geçen durumların her yüksek irtifaya çıkışta gerçekleşeceği ya da her çıkanın yüksek irtifa hastalığına yakalanacağı gibi bir sonuca kapılmayın. Biz, genel olarak yüksek irtifa dayanıklılığı yüksek kişiler olduğumuzu yıllar içinde gördük. Fakat buna rağmen her tırmanışımızda yüksek irtifaya uyum kurallarını hiç aksatmadan takip ediyoruz. Bu sebepledir ki dağlarda ya da yüksek irtifa yürüyüşlerinde bu güne kadar hiçbir sıkıntı yaşamadık.


Ayrıca yüksek irtifaya çıkan herkeste az ya da çok yüksek irtifa etkileri gözlemlenir. Panik yok! Hafif bir baş ağrısı, bir miktar iştahsızlık, biraz halsizlik hatta faaliyetin ortasında kusma gibi olaylar normal sayılabilir. Kusa kusa zirveye çıkan çok kişi gördük. Yeter ki bunun ne olduğunu, sizi ne kadar etkilediğini, ilerleyip ilerlemediğini takip edip, nerede tamam ya da devam demeniz gerektiğini anlayabilin. Bunu bilip, anlayabilmek için de öncelikle yüksek irtifayı ve yüksek irtifa etkilerini bilmek gerekir.


Bu yazımızda aşağıdaki başlıklara değinmeye çalışacağız.


  • Yüksek İrtifa Nedir?

  • Yüksek İrtifa Etkileri Nelerdir?

  • Akut Dağ Hastalığı

  • Akut Dağ hastalığı belirtileri nelerdir?

  • Aklimatizasyon (Yükseğe Uyum)

  • Aklimatizasyon nasıl sağlanır?

  • Yükseğe uyum sağladığımı nasıl anlarım?

  • Diğer yüksek irtifa hastalıkları


Yüksek İrtifa Nedir?

Yüksek irtifa teknik açıdan sıfır rakım düzeyini ifade eden deniz seviyesinden daha yüksek rakıma sahip konumda olan noktalar ve bu noktaların oluşturduğu katmanlar şeklinde tanımlanabilir.


Diğer bir deyişle, deniz seviyesinden yükselmeyle birlikte irtifa kazanılmaya başlanır ve farklı irtifa düzeyleri deniz seviyesinden farklı olan yaşam olanakları yaratır. Söz konusu irtifanın farklı konumları gösteren belirli dereceleri vardır ve bir dereceden sonra yüksek irtifa konumuna geçilir. Atmosferde yükselerek ilerlenmesiyle kazanılan irtifa derecesi ve dolayısıyla yüksek irtifanın seviyeleri de artar. Bu açıdan literatürde ve pek çok kaynakta yüksek irtifa seviyelerinin gruplandırılması için genel hatlarıyla şu sınıflandırılma kullanılmaktadır:


Yükseklik Seviyesi (m) İrtifa Tanımı

8000 + Ölüm Bölgesi

5.500 m - 7500 m Ekstrem Yüksek İrtifa

3.500 m - 5.500 m Çok Yüksek İrtifa

1.500 m - 3.500 m Yüksek İrtifa

0 - 1.500 m Normal İrtifa

0 m Deniz Seviyesi


Görsel alıntıdır.
Görsel alıntıdır.

Yüksek irtifa etkileri 2.500-3.000 metrelerden sonra başlar. Deniz seviyesinde %100 olan oksijen doygunluğu yükseldikçe kademeli olarak azalmaya başlar ve 5.000 metrelerde yarıya kadar, 8.000 metrede ise 1/3’e kadar düşer. Aslında bilinenin aksine yüksek irtifada oksijen azalmaz fakat düşük basınca bağlı olarak oksijen doygunluğu (satürasyon) düşer. Aşağıdaki tabloda yüksekliklere göre oksijen doygunlukları görülmektedir. Bu tablodan ilk olarak anlayabileceğimiz durum; örneğin 5.000 metrede doygunluk %50 olduğu için dinlenme halinde bile deniz kenarındakinden iki kat daha hızlı nefes almamız gerekir ki aynı oksijen miktarı vücudumuza girsin.

Tabloda yüksekliklere göre oksijen doygunluk oranı belirtilmiştir.

Yüksek İrtifa Etkileri Nelerdir?

İnsan vücudu deniz seviyesinde yaşamaya programlanmıştır. Kan dolaşımı, nefes periyodu, basınç dengesi her şey sıfır noktasına göredir. İnsan, yükseğe çıkmaya başladıkça vücut bu yeni ortama uyum sağlamaya çalışır ve bir takım tepkiler vermeye başlar. Vücudumuz içinde, bizim farkında olduğumuz ya da olmadığımız bir takım değişiklikler gerçekleşmeye başlar.


Öncelikle havadaki oksijen doygunluğu azaldığı için;

  • Solunum derinliği artar.

  • Kalp atışları (nabız) hızlanır.

  • Böbreküstü bezlerinden daha fazla adrenalin ve kortizon salgılanır.

  • Vücut sürekli alyuvar üretir ve kandaki alyuvar sayısı hızla artar. (hatta yüksek irtifa dönüşü kan testi yaptırırsanız anormal sonuçlar çıkar).

Çıkılan yüksekliğin seviyesine, çıkış hızına ve o yükseklikte kalma süresine göre çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Bazı kişilerin yüksek irtifaya doğuştan daha dayanıklı olduğu, bazılarının ise çok daha kolay etkilenebildiği görülmektedir. İnsanların bu hastalıklara olan yatkınlıkları ya da dayanımları çok farklıdır. Kimlerin daha fazla risk altında olduğunu gösterecek bir test de yoktur. Bunu anlamanın tek yolu yüksek irtifaya çıkıp deneyimlemektir. Bilim insanları halen yüksek irtifa etkilerini anlamak için araştırmalar yapmaktadır, ancak tatmin edici bir sonuç elde edememişlerdir. Yani spor yapan, yapmayan, sigara içen içmeyen, zayıf-şişman, Avrupalı-Afrikalı, kadın-erkek, yaşlı-genç gibi kategorilere göre yüksek irtifa etkilerinin nasıl farklılaştığına dair bir sonuca ulaşamamışlardır. Düz yolda maraton koşan bir sporcu yüksek irtifadan kolaylıkla etkilenip hasta olabildiği gibi, hiç spor yapmamış, günde iki paket sigara içen bir kişi de hiç etkilenmeyebilmektedir. Bu duruma yıllar içinde dağlarda biz de sıklıkla şahit olduk. Bu nedenle daha önce hiç yüksek irtifada bulunmadıysanız bu yürüyüşten önce mutlaka en az 2.500 metre üzerindeki yere çıkın ve 1 gece konaklayın. Ertesi sabah kendinizi nasıl hissettiğinizi gözlemleyin.


Vücudumuzda bu değişiklikler olup da vücudun verdiği tepkiler nedeniyle ortaya çıkan rahatsızlığın en basitine “akut dağ hastalığı” adı verilir. Daha ileri seviyelerde başka hastalıklar da ortaya çıkabilir ancak bu seviyedeki rahatsızlıklar ancak ekstrem yüksek irtifada çok uzun süre geçirenlerde görülür. Bu nedenle bu yazımızda çok detaylarına girip de moralinizi bozmayacağız.


Akut Dağ Hastalığı (ADH):

Halk arasında ‘dağ tutması’ veya ‘dağ sarhoşluğu’ isimleriyle de bilinir. Hastalığın belirtileri gerçekten de, alkol kullananların çok iyi bildikleri akşamdan kalma haline benzer. Yükseklikle ilgili rahatsızlıkların en çok görülen tipidir. Uluslararası literatürde AMS (Accute Mountain Sickness) olarak bilinir. 1.200 metrenin üzerindeki irtifalarda bile görülmesi mümkündür ama genellikle 2.500 – 3.000 metrenin üzerinde rastlanan bir durumdur. Belirtiler, yükseldikten 6-12 saat sonra ortaya çıkar.

Görsel alıntıdır.

Genellikle, yükseklere çıkan insanlar, kendilerini oldukça iyi ve dinç hissederler. Saatler sonra ise bir durgunluk ve keyifsizlik hali başlar. Gece çoğu zaman huzursuz ve uykusuz geçer. Sabah şiddetli bir baş ağrısı ortaya çıkar. Bu, daha çok alın bölgesinde yerleşmiş inatçı nitelikte bir ağrıdır. Bunlardan başka, iştahsızlık, baş dönmesi, göğüste sıkıntı hissi, bulantı, idrarda azalma gibi belirtilere de rastlanır. Kalp atışları çok hızlıdır fakat kan basıncında önemli bir değişiklik olmaz. Bu belirtilerin biri ya da birkaçı her yüksek irtifaya çıkan kişide hafif derece görülebilir. Çıkıştan birkaç saat sonra ya da ertesi sabah kendiliğinden geçer. Şayet bu belirtiler uzun sürelerde geçmiyorsa hatta yükseldikçe daha da artıyorsa akut dağ hastalığına yakalanmış olma ihtimaliniz yüksektir.


Hastalığın tedavisinde erken tanı çok önemlidir. Tek tedavi yöntemi düşük irtifaya geri dönmektir. Hafif belirti gösterenler 300 metre, daha ağır belirti gösterenler ise en az 1000 metre aşağıya inince düzelirler. Varsa, oksijen tedavisi de belirtilerin gerilemesinde çok etkili olur. Aspirin, hem baş ağrısı ve hem de uykusuzluk için yararlıdır. Buna karşılık, sinir sistemini yatıştırıcı, uyku ilaçları ve alkol kesinlikle sakıncalıdır.

Bu belirtilere dikkat!

Akut Dağ hastalığı belirtileri nelerdir?

Yüksek irtifaya çıkan hemen her kişide aşağıdaki belirtiler görülebilir. Fakat bu belirtiler ve etkiler uzun sürelerde geçmiyor ve hatta artıyorsa, en azından daha yükseğe çıkılmaması, tırmanışa ya da yürüyüşe belirli bir süre ara verilmesi ve mümkünse hastanın bir doktor tarafından muayenesi ve acilen düşük irtifaya indirilmesi gerekir.

Görseller alıntıdır.

Akut Dağ hastalığı belirtileri;

  • Şiddetli ve sürekli baş ağrısı

  • Sarhoşluk veya akşamdan kalma benzeri bir durum

  • Nefes darlığı

  • Soluk alma ve vermenin aşırı hızlanması

  • İştahsızlık

  • Bulantı, kusma

  • Dengesiz yürüme

  • Yürüyüşlerde anormal halsizlik

  • Sabit noktaya bakma ve dalma

  • Antisosyal davranışlar, konuşmama, yalnız kalmak isteme, asabiyet

  • Kekeleme, konuşma zorluğu

  • Şiddetli ve kuru öksürük

Yukarıdaki belirtileri görüp de hemen paniklemeyin. ADH kendi başına kalıcı bir hasar bırakmaz ve ölümcül bir etkisi de yoktur. Alçaklara inildiğinde de hızlı bir şekilde kendiliğinden geçer. Fakat bu belirtiler şiddetli ise tamamen geçmeden, asla daha yükseklere çıkılmamalıdır. ADH’na yakalandıktan sonra daha da yükseklere çıkmayı zorlamak ciddi ve ölümcül sorunlara yol açabilir. Hafife alınmaması gereken bir konudur.

Özellikle, hipertansiyon, damar sertliği gibi kalp hastalığı olanlar ile astım, kronik bronşit ve amfizem gibi akciğer hastalığı olanların, böbrek ve şeker hastalarının ve yaşlıların daha dikkatli olmaları ve böyle bir faaliyetin öncesinde doktorlarına danışmaları gerekir.


Aklimatizasyon (Yüksekliğe Uyum)

Yüksek irtifa ile başa çıkmak mümkün müdür? Elbette ki mümkündür. Günümüzde bir sürü dağcı, başarılı yüksek irtifa tırmanışları yapmaktadır. Binlerce insan yüksek irtifada yürüyüş ve aktiviteler yapmaktadır. Konum olarak yüksek irtifada yer alan turistik Cusco şehri ya da 3.700 metredeki La Paz şehri binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Ya da Nepal'deki Everest Ana Kampı veya Peru'daki Salkantay, Santa Cruz gibi yüksek irtifada geçen yürüyüşleri her yıl binlerce insan gerçekleştirmektedir. Hatta doktorların ve bilim insanlarının imkansız dediği Everest’e oksijen desteği olmadan çıkma fikri 40 yıl önce başarılmıştır. Günümüzde ölüm sınırının üzerindeki 8.000 m'lik dağlara oksijen desteği olmadan tırmanmak neredeyse normalleşmiştir.

Günümüzde halen 8.000 metre üzeri dağlara genellikle oksijen tüpleri ve maskeleriyle çıkılmaktadır. (Görsel alıntıdır)

Yüksek irtifaya vücudun uyum sağlaması, alıştırılması için izlenen sürece, yönteme aklimatizasyon (yüksekliğe uyum) denir. Yükseklere çıkan kişilerin, dağcıların, hastalığa yakalanmadan, başarılı bir şekilde faaliyetini tamamlaması için her seferinde bu süreci yaşaması ve vücudunu yüksek irtifaya alıştırması gerekir. Basit temel kurallar izlenerek aklimatizasyon sağlanabilir.


Halen günümüzde yüksek irtifa dağcılığı yapan kişiler her seferinde bu uyum sürecine tabi olurlar. Dağın yüksekliğine göre belki 1 gün, 1 hafta, belki de Everest gibi 8.000’lik dağlarda 2 ay sadece yükseğe uyum için zaman geçirirler.

Dağlar çok cezbedicidir ancak risklerini de iyi anlamak gerekir.

Aklimatizasyon nasıl sağlanır?

“Aklimatizasyon” en genel tanımıyla yüksek irtifaya uyum ve uyum sağlama süreci olarak ifade edilebilir. Bu uyum sürecinin temelinde irtifa kazanımıyla birlikte atmosferde gerçekleşen yapı değişikliklerinin insan vücudu üzerindeki etkisine dayanmaktadır. Söz konusu atmosfer yapısındaki değişim ise, barometrik hava basıncının ve oksijen miktarının azalmasıyla ilgilidir. Solunan havada oksijen miktarının azalması, insan vücudundaki kırmızı kan hücrelerinin daha az oksijenle beslenmek zorunda kalmalarına sebep olur. Bu durum da insan vücudundaki fizyolojik değişimlerin başlaması açısından tetikleyici unsurdur. İnsan vücudu, bulunduğu yüksek irtifa ortamının değişikliklerine uyum sağlamak için fizyolojik değişimler geçirmeye başlar. Bu fizyolojik değişim etkilerinden bazıları yüksek irtifaya erişimle birlikte kısa sürede ortaya çıkarken, bazıları ise zamana yayılarak daha yavaş biçimde ortaya çıkar. Bu açıdan yüksek irtifaya uyum süreci olarak ifade edilen aklimatizasyonun sağlanması aşağıdaki temel birkaç unsur ile mümkün olabilmektedir.

  • Çok yavaş ve ağır ağır yükselme: Tırmanışta ya da yürüyüşte yüksek irtifada asla çok hızlı hareket edilmemelidir. Çok hızlı yürüyebilecek durumda bile olsanız belli bir tempoda, çok mola vermeden, ağır ağır yürünmelidir. Dağcılıkla haşır neşir olan insanlarda ister istemez bu ağır yürüme temposu refleks haline gelir. Siz de rehberli bir grupla ya da daha önce dağcılıkla uğraşmış bir dostunuzla yürürken bunu fark edersiniz. Hatta aklınıza “Neden bu kadar yavaş yürüyoruz ki” diye bir soru gelebilir ki işte bunun sebeplerinden bir tanesi yüksek irtifa etkileridir. Kilimanjaro çıkışında rehberler sabahtan akşama kadar “pole pole (yavaş yavaş)” diye kendilerini paralarlar. Buna ilişkin en güzel örnek hikayelerden birisini Acatenango Volkanı yazısında okuyabilirsiniz.

  • Yükseklere yürü, alçakta uyu: Eğer imkan var ise konaklayacağımız ya da kamp yapacağımız yerden daha yüksek bir noktaya yürüyüp, orada zaman geçirip, daha alçak bir yerde uyur isek aklimatizasyon hızlanır. Uzun ve sürekli yükselen bir rotada yürüyor isek (Örn: Everest Ana Kamp Yürüyüşü), belli noktalarda birer gün dinlenme yaparak bulunduğumuz konumun yüksekliğine tam alıştıktan sonra devam etmek daha uygun olacaktır.

  • Mümkünse yük taşı, efor sarf et: Efor sarf etmenin, yorulmanın, güç tüketmenin aklimatizasyonu hızlandırdığı bilinmektedir. Bu nedenle yürüyüşlerde ya da tırmanışta imkanınız olsa dahi yüksek yerlere araçla, katırla v.s. çıkmaktan kaçının ve yürüyerek gidin.

  • Bol bol sıvı al: İşte aklimatizasyonun en önemli noktalarından bir tanesi... İç, iç, iç! İçebildiğin kadar iç! Genellikle doğada, dağlarda özellikle çadır kampında insanlar tuvalet problemi ya da gece çadırdan kalkma problemi yüzünden su içmekten kaçınırlar. Bu yüksek irtifada yapılabilecek en büyük hatadır. İyi bir aklimatizasyon için bol sıvı alınması çok kritiktir. Günde en az 3-4 litre su içilmelidir. Örneğin Everest’e tırmanan dağcılar tüm gün sadece kar eritip sıvı alırlar ve 7-8 litre sıvı tü